Suriye’de ki çatışmalar neredeyse birinci yılına yaklaştı ancak hala ne bir çözüm ne de bir ateşkes sağlanabilmiş değil. Krizin artarak artan bir şekilde devam etmesi dünya kamuoyunun vicdanını derinden etkilemekte, ancak yine de çoğu kesim Suriye’deki bu gözyaşına seyirci kalmaktadır. Uluslararası baskının giderek yoğunlaştığı şu günlerde Rusya ve Çin’in Suriye politikalarında geri adım atmamaları uluslar arası baskının yoğunluğunu düşük seviyelerde tutmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin karar alamaması süreci giderek uzatmakta, sorunun çözülmesi için BM Güvenlik Konseyi dışında yeni bir çözüm arayışına itmektedir. Arap Birliğinin Suriye ile ilgili politikaları Suriye’deki muhalefeti tatmin etmemekle birlikte, kan ve gözyaşından beslenen Esad rejimi üzerinde de etkili olamamaktadır. Rus savaş gemilerinin Suriye limanlarına demirlemesi, İran’ın da bölgeye savaş gemilerini yollaması soğuk savaş günlerini anımsatmaktadır. Tüm bu gelişmeler, hassas parametrelere dayanan bölgedeki bu denklemi daha karmaşık ve çözülmez bir hale getirmektedir. Yüzyıllardır bir hüzün coğrafyası olagelen Ortadoğu’da, kanın ve gözyaşının dinmesi için tarih; dünya siyasetine yön veren bölge ülkelerine büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin bu süreçte tarihe düşeceği her not, dünyanın güç dengesinin Asya’ya kaydığı 21.yüzyılda, dünya siyasetine yön verecek ve Türkiye’nin tarihten gelen itibarını daha da güçlendirecektir. Libya’da yaşanan süreçte Türkiye’nin izlediği strateji tüm insanlığa örnek olmuştur. Sömürgeci zihniyetten kalan izlerin her fırsatta dışavurumunu sağlayan başta Fransa olmak üzere benzer batı ülkeleri Libya’da istedikleri sonuca ulaşamamışlardır. Libya kaynaklarının neosömürgeci zihniyetle yeniden paylaşımı için savaş uçaklarıyla masum sivil, asker gözetmeksizin her yeri bombalayan Fransa bu süreç sonunda bölgeden sert bir diplomatik tokat yemiş ve amacına ulaşamamıştır. Netice itibariyle, Libya halkı kendi geleceğine yön vermek suretiyle, kendi kaynaklarına hakim olma ve özgürlük yolunda yeni bir sürece girmiştir. Libya ve Suriye’de meydana gelen gelişmeler birbirini anımsatmaktadır. Kaddafi rejiminin devrilmesiyle birlikte süreç durağan bir hale gelmiş olsa da, yine de çatışmaların azalmış olması ve halkın özgürlük mücadelesinde sonuca ulaşmış olması sevindiricidir. Tüm bu olup biteni tahlil ettiğimizde,Ortadoğu'da yaşanan bu dönüşüm süreci; bölgemizde hassas dengeleri de gözeterek; aktif, tutarlı,dünya barışını destekleyen, ahlaki ve deruni bir felsefenin dış politikamızın özüne işlemesini elzem kılmaktadır.Bu felsefe ışığında, Türkiye'nin tarihe düşeceği her not dünya barışı adına tüm insalığın beklentilerini karşılar nitelikte olacaktır.4 Haziran 2012 Pazartesi
Ortadoğu'da Karmaşık Bir Denklem: "Suriye ve Diğer Parametreler"
Suriye’de ki çatışmalar neredeyse birinci yılına yaklaştı ancak hala ne bir çözüm ne de bir ateşkes sağlanabilmiş değil. Krizin artarak artan bir şekilde devam etmesi dünya kamuoyunun vicdanını derinden etkilemekte, ancak yine de çoğu kesim Suriye’deki bu gözyaşına seyirci kalmaktadır. Uluslararası baskının giderek yoğunlaştığı şu günlerde Rusya ve Çin’in Suriye politikalarında geri adım atmamaları uluslar arası baskının yoğunluğunu düşük seviyelerde tutmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin karar alamaması süreci giderek uzatmakta, sorunun çözülmesi için BM Güvenlik Konseyi dışında yeni bir çözüm arayışına itmektedir. Arap Birliğinin Suriye ile ilgili politikaları Suriye’deki muhalefeti tatmin etmemekle birlikte, kan ve gözyaşından beslenen Esad rejimi üzerinde de etkili olamamaktadır. Rus savaş gemilerinin Suriye limanlarına demirlemesi, İran’ın da bölgeye savaş gemilerini yollaması soğuk savaş günlerini anımsatmaktadır. Tüm bu gelişmeler, hassas parametrelere dayanan bölgedeki bu denklemi daha karmaşık ve çözülmez bir hale getirmektedir. Yüzyıllardır bir hüzün coğrafyası olagelen Ortadoğu’da, kanın ve gözyaşının dinmesi için tarih; dünya siyasetine yön veren bölge ülkelerine büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin bu süreçte tarihe düşeceği her not, dünyanın güç dengesinin Asya’ya kaydığı 21.yüzyılda, dünya siyasetine yön verecek ve Türkiye’nin tarihten gelen itibarını daha da güçlendirecektir. Libya’da yaşanan süreçte Türkiye’nin izlediği strateji tüm insanlığa örnek olmuştur. Sömürgeci zihniyetten kalan izlerin her fırsatta dışavurumunu sağlayan başta Fransa olmak üzere benzer batı ülkeleri Libya’da istedikleri sonuca ulaşamamışlardır. Libya kaynaklarının neosömürgeci zihniyetle yeniden paylaşımı için savaş uçaklarıyla masum sivil, asker gözetmeksizin her yeri bombalayan Fransa bu süreç sonunda bölgeden sert bir diplomatik tokat yemiş ve amacına ulaşamamıştır. Netice itibariyle, Libya halkı kendi geleceğine yön vermek suretiyle, kendi kaynaklarına hakim olma ve özgürlük yolunda yeni bir sürece girmiştir. Libya ve Suriye’de meydana gelen gelişmeler birbirini anımsatmaktadır. Kaddafi rejiminin devrilmesiyle birlikte süreç durağan bir hale gelmiş olsa da, yine de çatışmaların azalmış olması ve halkın özgürlük mücadelesinde sonuca ulaşmış olması sevindiricidir. Tüm bu olup biteni tahlil ettiğimizde,Ortadoğu'da yaşanan bu dönüşüm süreci; bölgemizde hassas dengeleri de gözeterek; aktif, tutarlı,dünya barışını destekleyen, ahlaki ve deruni bir felsefenin dış politikamızın özüne işlemesini elzem kılmaktadır.Bu felsefe ışığında, Türkiye'nin tarihe düşeceği her not dünya barışı adına tüm insalığın beklentilerini karşılar nitelikte olacaktır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder